Kadir gecesi
Demek ki sevgili izleyiciler ve dinleyiciler! İnsanın Allah-u Teàlâ Hazretleri’ne aşkını, şevkini, kulluğunu, duygularını, niyazlarını sunmak için, onunla başbaşa kalmanın gittikçe yoğunlaştığı mevsim üçaylar, üçayların sonu Ramazan, Ramazanın sonu son on gün..
Tabii bu son on günde bir başka incelik, özellik daha var. Her zaman i’tikâf yapılabilir, senenin her zamanında, Receb’de, Şa’banda da yapılabilir ama, Ramazanın son gününde i’tikâf yapmanın ayrı bir önemi var. Selman RA anlatıyor. Ramazan yaklaştığı zaman Peygamber Efendimiz çıktı minbere, hutbe irad etti:
TT. 2/430 (Yâ eyyühen-nâs! Kad ezalleküm şehrun azîmün mübârakün) “Büyük bir ayın gölgesi üzerinize düşmek üzere; Ramazan ayı geliyor, mübarek ay geliyor. Bu muazzam bir aydır. (Şehrun fîhi leyletün hayrun min elfi şehr) İçinde bir gece vardır ki, bin aydan daha hayırlıdır.” Yâni bin ay seksenüç sene ediyor. Bir ömre bedel, bir ömre değer bir gece, yâni Kadir Gecesi…
Kur’an-ı Kerim’de de Kadir Sûresi’nde işaret edilmiş, aynen öyledir: (Leyletül-kadri hayrun min elfi şehrin) [Kadir Gecesi bin aydan hayırlıdır.] diye, ayetle kesin olarak sabit.
Bazıları derler ki: “Böyle ibadetlere fazla sevapları söyleyen hadisler, biraz şevk ve ibadet aşkı artsın diye ortaya atılmış olabilir.” Öyle değil! Bak, sahih olarak Kur’an’da da var, hadis-i şerifte de var.
Şimdi bu içinde Kadir Gecesi olduğundan; Peygamber SAS de, Kadir Gecesinin Ramazanın son on gününde, özellikle 21, 23, 25, 27 gibi tek günlerde aranmasını tavsiye buyurduğundan, bu son on günde i’tikâfa giren, kadir Gecesini de i’tikâfta yakalamış oluyor. O da çok güzel tabii…
Fakat biliyorsunuz, duyuyorsunuz, beldelerden beldelere ihtilaf oluyor, bir gün önce, bir gün sonra Ramazan olabiliyor. Hangi gün 27′siyde, hangi gün 26′sıydı, o bile bazan yanlış bir hesapla, veyahut o beldenin kararına göre öteki beldeden farklı oluyor. Birisinin isabetli, birisinin isabetsiz olma durumu var. Onun için işin en iyisi işi sağlama bağlamak, son on gününde ibadet etmek.
Şimdi aziz ve sevgili kardeşlerim, bazı insanlar bilemezler. Cenâb-ı Mevlâ ile kulluğunu nasıl yapacak; niyazını, münâcaatını, yakarışını, yalvarmasını, kulluğunu nasıl yapacak, birçokları bunu bilmez. İslâm bunu öğretiyor. Yâni aşık-ı sàdıkları yetiştiren bir din İslâm… Yunus Emre’den, Mevlânâ’dan, Eşrefoğlu Rûmî’den, ilâhîlerinden bildiğimiz o aşk, o muhabbetullah; işte İslâm onu kazandırıyor.
O güzel aşk u şevk, Allah’la bir olmak, tenhalarda Cenâb-ı Mevlâ’yı, Vâcibül-Vücud Hazretleri’ni, her yerde hàzır ve nâzır olan Allah-u Teàlâ Hazretleri’nin varlığını hissedip, ona yakından ibadet ederek, gözyaşları dökerek güzel kulluk etmek; işte bu i’tikâf onun bir vesilesidir.
Onun için i’tikâfı size hatırlatacak bir konuşma yapmak istedim. Bir de i’tikâfın sevabıyla ilgili iki hadis-i şerif daha okuyarak, hadis-i şeriflerimi beşe tamamlamak istiyorum.