Peygamberimiz’in İ’tikâfa Girmesi
Sonra bir adet-i seniyyesi daha vardı Peygamber SAS Efendimiz’in… Enes RA’den Hanbelî mezhebinin imamı ve aynı zamanda büyük alim olan Ahmed ibn-i Hanbel rivayet etmiş:
RE. 539/9 (Kâne izâ kâne mukîmen) “Peygamber Efendimiz seferde olmadığı zaman, Medine-i Münevvere’de bulunduğu zaman, mukîm halinde, ikàmet halinde bulunduğu zaman; (i’tekefel-aşrel-evâhira min ramadàn) Ramazanın son on gününde i’tikâfa girerdi.
Biliyorsunuz, Medine-i Münevvere’ye gitmiş olanlar çok iyi hatırlayacaklar, Peygamber Efendimiz’in odaları, hücre-i saadeti mescide bitişikti. Türbesi zâten vefat ettiği odasıdır. O kadar yakın olduğu halde eve gitmezdi, evi bırakırdı camiye giderdi. Camide yatar kalkardı, camide i’tikâf ederdi. Yâni ailesinden de ayrılmış oluyor. Artık tamâmen kendisini Cenâb-ı Rabbül-İzzet’in ibadet ve taatine tahsis etmiş oluyor o zamanını… Mukim olduğu zaman böyle yapardı.
(Ve izâ sâfera) Ama bir yolculuk, bir savaş, bir cihad, bir iş dolayısıyla müsaferet halindeyse, sefer halindeyse, o Ramazanın son on gününde yapamamışsa i’tikâfı; (i’tekefe minel-àmil-mukbili ışrîn) öndeki senede, gelen senede Ramazan geldiği zaman, bu sefer on gün değil yirmi gün i’tikâf yapardı.”
Tabii yirmi gün yapması, demek ki ötekisini kendisine bir vazife biliyor. O zaman sefer dolayısıyla yapamadığından, şimdi onu telâfi etmek için yirmi gün yapıyor demek. Burdan da anlıyoruz ki, i’tikâf icab ederse daha fazla olabilir.
Biliyorsunuz i’tikâf on günlük büyük bir ibadettir. Ama ondan büyük bir ibadet daha var, o da halvet… Halvet de kırk gündür. Erbaîn deniliyor kırk gün olduğundan dolayı… Kur’an-ı Kerim’de de işaretleri var. Mûsâ AS Tur Dağı’na çıkmış, otuz gün kalmış. On gün daha eklemiş, kırk gün olmuş.
Halvet, insanın eğitimi için, mânevî terbiyesi, gelişmesi, makàmâta ermesi, nefsini ıslah etmesi için en uzun boylu ibadet odur. Kırk gün halvet… E onu yapamayan, hiç olmazsa Ramazanın son on günününde bu i’tikâfları yapmalı… Belki bu on günler, on günler birikince kırk da eder, daha fazla da edebilir.
Peygamber SAS Efendimiz, her yıl bu i’tikâfı yapmış. Bir keresinde mescide gelmiş bakmış ki, mescidin içinde özel bölmeler yapılmış, çadırcıklar kurulmuş.
“–Bunlar ne?” demiş.
Hanımların da i’tikâfa girdiğini öğrenmiş. O zaman, kadın erkek aynı mescidde karma bir şekilde yapmak istemediği için i’tikâfı; zâten bu i’tikâf ibadeti kadının erkekten, erkeğin kadından gece de ayrı olarak ibadet etmesi için olduğundan o zaman yapmamış ve Şevval ayında telâfi etmiş. Yâni Ramazan bayramından sonra o i’tikâfını yapmış. Hanımlar o sene mescidin içinde i’tikâf etmişler.
Hanımların i’tikâf yeri nedir?.. Evlerinin bir odasıdır. Evin sakin bir odasını kendilerine mescid edinirler, orada ibadet ve taat ederler.
Ankara’da çok sevdiğimiz bir tanıdığımız vardı. Zengin, imkânları da var… Tabii herkesin imkânı olmayabiliyor. Güzel bir odasını kendisine mescid yapmış. Seccadesi, kıblesi, Kur’an-ı Kerimleri, dînî kitapları… İnsan içeriye girdiği zaman, rahat ve huzur içinde mânevî bir aleme dalıp gidiyor.
Hanımlar evlerinde i’tikâf eder. Erkekler cuma namazı kılınıan bir mescidde i’tikâf ederlerse, cuma günü çıkmak zorunda kalmazlar. Ama mahalle mescidinde, imam olan, müezzin olan her mescidde i’tikâf yapılabilir, caizdir.
İ’tikâfın en güzeli Mekke-i Mükerreme’de Mescid-i Haram’da, Medine-i Münevvere’de Peygamber SAS Efendimiz’in Mescid-i Saadet’inde olanıdır. Mescid-i Saadet’te bir namaz, başka yerin bin namazına bedel… Mescid-i Haram’da, Kâbe’nin olduğu yerde kılınan bir namaz, başka yerdekinden yüzbin misli…
Hocamız da ömrünün ahirinde Mekke-i Mükerreme’de Mescid-i Haram’da kırk gün halvet yapmıştı. Bu ne demektir?.. Yüzbin halvet yapmış gibi, Allah büyük mükâfâtlar ihsan etmiştir diye insan imreniyor.
Allah hepimize güzel ibadetler yapmayı nasîb eylesin…